Prof. Dr. Servet Hacıvelioğlu

  • Ana Sayfa
  • Hakkımda
  • Galeri
  • Makaleler
    • Tüp Bebek
    • Kısırlık (İnfertilite)
    • Gebelik
    • Jinekoloji
    • Myomlar
  • İletişim:
  • Home
  • Endometriozis
  • Endometriozis 1: Tanım ve Genel Bilgiler
13 Ağustos 2026

Endometriozis 1: Tanım ve Genel Bilgiler

Endometriozis 1: Tanım ve Genel Bilgiler

by Prof. Dr. Servet HACIVELİOĞLU / Pazartesi, 20 Temmuz 2026 / Published in Endometriozis, Genel

Rahmin iç tabakasına (endometriyuma) benzer dokunun rahim dışında bulunmasına endometriozis denir. Endometriozis, tüm dünyada milyonlarca kadını etkileyen nispeten yaygın bir hastalıktır ve üreme çağındaki kadınların yaklaşık %10’unda görülür. Östrojen, hastalığın gelişimi ve devamlılığında temel rol oynayan hormondur. Endometriozis, uzun süreli (kronik) ve inflamatuvar (iltihabi) özellik gösteren bir hastalıktır. Tedavi sonrasında tekrarlayabilmesine rağmen kötü huylu bir hastalık (kanser) değildir.

Günümüzde endometriozisin neden oluştuğu ve nasıl geliştiği (etiyopatogenezi) henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Hastalığın gelişimini açıklamak amacıyla çeşitli teoriler ortaya atılmış olsa da bunların hiçbiri endometriozisin tüm özelliklerini tek başına açıklayamamaktadır.

Endometriozisin vücutta oluşturduğu anormal alanlar; odak, lezyon veya bazı yerleşimlerde nodül olarak adlandırılabilir. Bu kitapta terminoloji birliği amacıyla çoğunlukla “endometriozis odağı” ifadesi kullanılacaktır.

Endometriozis odakları östrojen başta olmak üzere hormonal değişikliklerden etkilenebilir. Bazı odaklarda döngüsel kanama ve doku değişiklikleri görülebilir; ancak bütün odakların her adet döneminde aynı biçimde kanadığı söylenemez. Hastalığa eşlik eden inflamasyon, fibrozis (nedbe dokusu), yapışıklıklar ve sinir sistemindeki ağrı duyarlılığının artması; özellikle adet dönemlerinde belirginleşebilen ağrıya katkıda bulunabilir.

Karın içindeki organları ve karın duvarını örten ince zar tabakasına periton adı verilir. Karın içindeki endometriozis odakları en sık periton yüzeyinde yer alır (peritoneal endometriozis). Bazı olgularda ise hastalık daha derin dokulara ilerleyerek derin infiltran endometriozis (DİE) olarak adlandırılan tabloyu oluşturur. Yüzeysel implantlar ise yalnızca doku yüzeyinde bulunabilir.

Endometriozis en sık yumurtalıklarda, fallop tüplerinde, rahim arkasındaki bölgede (Douglas boşluğu çevresinde), rahmi yerinde tutan bağlarda (ligamentlerde), bağırsaklarda, mesanede ve karın boşluğu içerisinde görülebilir. Ayrıca kalın bağırsağın son kısmı (rektum) ile rahim ağzı arasındaki bölge (retroservikal bölge) ile rektum ve vajina arasındaki alan (rektovajinal bölge) da hastalığın sık yerleştiği bölgelerdendir. Daha nadir olarak endometriozis odakları akciğer, beyin, ameliyat kesi yeri, cilt altı ve göbek çukuru gibi vücudun farklı bölgelerinde de görülebilir. Hastalığın yumurtalıklarda oluşturduğu kistik yapıya endometrioma veya halk arasında bilinen adıyla çikolata kisti denir.

Endometrioziste en sık görülen belirti ağrıdır. Bu ağrı, kişinin günlük yaşamını, iş hayatını ve sosyal yaşamını önemli ölçüde olumsuz etkileyebilir. Hastalığın diğer önemli belirtilerinden biri ise çocuk sahibi olamama (infertilitedir (çocuk sahibi olamama).

Endometriozis hastalığında ağrının tipi ve şiddeti kişiden kişiye önemli ölçüde değişebilir. Hastaların bir kısmında hiçbir belirti veya şikâyet görülmezken, bazı hastalarda yalnızca hafif rahatsızlıklar olabilir. Buna karşın bazı kişilerde çok şiddetli ağrılar gelişebilir ve bu ağrılar günlük yaşamı, iş hayatını ve sosyal aktiviteleri ciddi şekilde olumsuz etkileyebilir.

Endometriozis bazen uzun yıllar fark edilmeden devam edebilir ve nedeni açıklanamayan kronik ağrılara yol açabilir. Özellikle jinekolojik muayene ve görüntüleme yöntemlerinde herhangi bir bulgu saptanmadığında endometriozis tanısını koymak güçleşebilir ve tanı gecikebilir.

Endometriozisin neden olduğu ağrılar, kişinin günlük yaşamını, iş performansını, sosyal ilişkilerini ve özel hayatını uzun yıllar boyunca olumsuz etkileyebilir. Hastalık bazı kişilerde fiziksel olduğu kadar duygusal açıdan da önemli sorunlara yol açabilir. Kronik ağrı nedeniyle yaşam kalitesi azalabilir ve depresyon veya anksiyete gibi ruhsal sorunlar gelişebilir.

Endometriozisin nedeni ve gelişim mekanizması (etiyopatogenezi) günümüzde hâlâ tam olarak aydınlatılamamıştır. Hastalığı her hastada tamamen ve kalıcı olarak ortadan kaldıran tek bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Günümüzde uygulanan tedaviler; ağrıyı ve diğer şikâyetleri azaltmayı, hastalık aktivitesini baskılamayı, uygun hastalarda fertiliteyi desteklemeyi ve yaşam kalitesini artırmayı amaçlar. Bu nedenle endometriozis, uzun dönemli ve bireyselleştirilmiş izlem gerektirebilen kronik bir hastalık olarak kabul edilmektedir.

Annesinde veya kız kardeşinde endometriozis bulunan kişilerde hastalığın görülme riski daha yüksektir. Bu durum, hastalığın genetik yatkınlıkla ilişkili olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca endometriozis, doğum yapmış kadınlarda daha düşük sıklıkta görülmektedir. Gebelik sırasında östrojen düzeylerindeki değişiklikler ve adet döngüsünün durması nedeniyle hastalığın aktivitesinin azalabildiği kabul edilmektedir. Bu nedenle bazı hastalarda gebelik süresince ve doğum sonrasında ağrılar hafifleyebilir. Ancak gebelik, endometriozis için bir tedavi yöntemi değildir.

Endometriozis uzun süreli (kronik) bir hastalıktır. Menopoza kadar dönem dönem ağrı şikâyetleri tekrarlayabilir. Menopoz sonrasında östrojen düzeylerinin azalmasına bağlı olarak hastalığın aktivitesi ve buna bağlı ağrılar çoğu hastada geriler.


SIK SORULAN SORULARLA – Gebeliğin Başlangıcında Yapılan Rutin Testler

#1 Endometriozis Hastalığı Nasıl Oluşur?

Günümüzde endometriozisin hangi mekanizma ile oluştuğu (etiyopatogenezi) henüz tam olarak bilinmemektedir. Hastalığın gelişimini açıklamak amacıyla çeşitli teoriler ileri sürülmüş olsa da bunların hiçbiri endometriozisin tüm özelliklerini tek başına açıklayamamaktadır.

Başlıca teoriler şunlardır:

  1. Retrograd (geriye doğru) adet kanaması teorisi
  2. Otoimmün mekanizmalar
  3. Bağışıklık sisteminin yetersiz yanıtı
  4. Genetik yatkınlık
  5. Kan veya lenf yoluyla yayılım teorisi

Bu teorilerin her biri hastalığın oluşumunu kısmen açıklayabilmekte, ancak günümüzde endometriozisin tek bir mekanizma ile ortaya çıktığı kabul edilmemektedir. Büyük olasılıkla hastalık; genetik, hormonal, immünolojik ve çevresel birçok faktörün birlikte etkisi sonucunda gelişmektedir.

#2 Tam Kan Sayımı (Hemogram) Nedir ve Neden Yapılır?

Tam kan sayımı (hemogram), kandaki hücrelerin sayı ve özelliklerini değerlendiren temel bir laboratuvar testidir. Bu test sayesinde anne adayının genel sağlık durumu hakkında önemli bilgiler elde edilir.

Hemogramda değerlendirilen başlıca hücreler şunlardır:

  • Kırmızı kan hücreleri (eritrositler): Bu hücrelerin sayısının veya hemoglobin düzeyinin düşük olması anemiyi (kansızlığı) düşündürebilir.
  • Beyaz kan hücreleri (lökositler): Vücudun enfeksiyonlarla savaşmasında görev alırlar. Sayılarındaki artış veya azalma bazı enfeksiyonlar ya da farklı sağlık sorunları hakkında bilgi verebilir.
  • Trombositler (plateletler): Kanın pıhtılaşmasında önemli rol oynarlar. Trombosit sayısının düşük olması kanama riskini artırabilir.

Tam kan sayımında ayrıca MCV (Mean Corpuscular Volume – Ortalama Eritrosit Hacmi) adı verilen bir değer de ölçülür. Demir eksikliği bulunmayan bir gebede MCV değerinin 80 fL’nin altında olması, talasemi (Akdeniz anemisi) taşıyıcılığı olasılığını düşündürebilir. Böyle bir durumda kesin tanı için doktorunuz gerekli gördüğünde ilave testler isteyebilir.

#3 Gebelikte Anemi (Kansızlık) Nedir?

Gebelikte anemi (kansızlık), kandaki hemoglobin (Hb) düzeyinin normalin altında olmasıdır. Anemi tanısı gebelik haftasına göre değişen hemoglobin değerleri dikkate alınarak konur.

Aşağıdaki durumlarda gebelikte anemi kabul edilir:

  • Birinci ve üçüncü trimesterde: Hemoglobin (Hb) düzeyinin 11 g/dL’nin altında (veya hematokrit değerinin %33’ün altında) olması
  • İkinci trimesterde: Hemoglobin (Hb) düzeyinin 10,5 g/dL’nin altında (veya hematokrit değerinin yaklaşık %32’nin altında) olması

Gebelikte görülen aneminin en sık nedeni demir eksikliğidir. Ancak B12 vitamini veya folat eksikliği, bazı kronik hastalıklar ve kalıtsal kan hastalıkları gibi farklı nedenlere bağlı olarak da anemi gelişebilir. Bu nedenle aneminin nedeni belirlenmeden tedavi planlanmamalıdır.

#4 Ferritin Düzeyi Neden Ölçülür?

Ferritin, vücutta demirin depolanmasını sağlayan bir proteindir. Kandaki ferritin düzeyinin ölçülmesi, vücudun demir depoları hakkında önemli bilgiler verir.

Demir depoları azalmaya başladığında genellikle ilk olarak ferritin düzeyi düşer. Demir eksikliği ilerlediğinde ise hemoglobin düzeyi de azalır ve anemi gelişebilir. Bu nedenle ferritin, demir eksikliğinin henüz kansızlık gelişmeden önce saptanmasına yardımcı olabilir.

Ferritin düzeyinin değerlendirilmesi, demir eksikliğinin erken dönemde belirlenmesini sağlayarak gerekli durumlarda uygun tedavinin zamanında başlanmasına katkıda bulunur.

#5 Kan Grubu ve Rh Tayini Neden Yapılır?

Gebeliğin başlangıcında, daha önce bilinmiyorsa bütün gebelerde kan grubu ve Rh tayini yapılması önerilir.

Bu testin en önemli amacı, anne ile baba arasında Rh uygunsuzluğu (kan uyuşmazlığı) bulunup bulunmadığını değerlendirmektir. Rh uygunsuzluğu saptanırsa gebelik buna uygun şekilde takip edilir ve gerekli durumlarda koruyucu tedavi uygulanır.

Kan grubu bilgisinin bilinmesi, gebelik veya doğum sırasında kan transfüzyonu gerektirebilecek acil durumlarda da büyük önem taşır.

#6 Rh Nedir?

Rh, kırmızı kan hücrelerinin yüzeyinde bulunan Rh(D) antijeni adı verilen bir proteindir. Bu proteinin bulunmasına veya bulunmamasına göre kişinin Rh durumu belirlenir.

  • Kırmızı kan hücrelerinde Rh(D) antijeni varsa kişi Rh pozitif (Rh+) olarak tanımlanır.
  • Kırmızı kan hücrelerinde Rh(D) antijeni yoksa kişi Rh negatif (Rh−) olarak tanımlanır.

Rh durumu, gebelik takibinde önemli bilgilerden biridir ve ilk gebelik muayenesinde mutlaka değerlendirilir.

#7 Rh Uygunsuzluğu (Kan Uyuşmazlığı) Nedir ve Neden Önemlidir?

Rh uygunsuzluğu, annenin Rh negatif, babanın ise Rh pozitif olduğu gebeliklerde ortaya çıkabilir. Bu durumda bebeğin Rh pozitif olma ihtimali vardır.

Eğer bebek Rh pozitif ise, gebelik veya özellikle doğum sırasında bebeğe ait Rh pozitif kırmızı kan hücreleri annenin dolaşımına geçebilir. Anne bağışıklık sistemi bu hücreleri yabancı olarak algılayabilir ve bunlara karşı anti-D antikorları oluşturabilir. Bu olaya duyarlanma (sensitizasyon) denir.

Oluşan bu antikorlar sonraki Rh pozitif gebeliklerde plasentadan bebeğe geçerek bebeğin kırmızı kan hücrelerini parçalayabilir. Bunun sonucunda bebekte kansızlık (anemi), sarılık ve ağır olgularda yaşamı tehdit edebilen ciddi sağlık sorunları gelişebilir.

Rh uygunsuzluğu günümüzde uygun takip ve koruyucu tedavi sayesinde büyük ölçüde önlenebilen bir durumdur.

#8 Rh Negatif Kan Grubuna Sahibim. Gebelikte Nasıl Takip Edileceğim?

Rh negatif kan grubuna sahip gebelerde, öncelikle annenin kanında anti-D antikoru bulunup bulunmadığı araştırılır. Antikor saptanmamışsa, duyarlanmayı önlemek amacıyla uygun gebelik haftasında ve gerekli durumlarda Anti-D immünoglobulin uygulanır.

Ayrıca doğumdan sonra bebeğin Rh pozitif olduğu belirlenirse, belirli bir süre içinde anneye tekrar Anti-D immünoglobulin yapılması gerekebilir. Bunun yanı sıra düşük, dış gebelik, amniyosentez, karın travması veya gebelikte kanama gibi anne ile bebek kanının karışma riskinin bulunduğu bazı durumlarda da doktorunuz Anti-D immünoglobulin uygulanmasını önerebilir.

Eğer anne daha önce Rh antikorları geliştirmişse (duyarlanma oluşmuşsa), Anti-D immünoglobulin artık etkili değildir. Bu durumda gebelik, bebeğin etkilenme durumu açısından ultrason ve gerekli görülen diğer yöntemlerle daha yakından takip edilir.

#9 Gebelikte Açlık Kan Şekeri (AKŞ) Neden Ölçülür?

Gebeliğin başlangıcında açlık kan şekeri (AKŞ) ölçülmesinin amacı, gebelikten önce tanı almamış veya fark edilmemiş diyabet (şeker hastalığı) olup olmadığını araştırmaktır.

Aşağıdaki durumlardan herhangi birinin saptanması diyabet tanısını düşündürür ve ileri değerlendirme gerektirir:

  • Açlık kan şekeri (AKŞ) ≥126 mg/dL
  • Hemoglobin A1c (HbA1c) ≥%6,5
  • Günün herhangi bir saatinde ölçülen kan şekerinin ≥200 mg/dL olması (diyabet belirtileri ile birlikte)

Gebelik öncesinde var olan diyabetin erken dönemde tanınması, hem anne hem de bebeğin sağlığını korumak ve gebelik sürecini daha güvenli şekilde takip etmek açısından büyük önem taşır.

#10 Gebelikte TSH ve Tiroid Testleri Neden Yapılır?

Tiroid bezinin normalden az çalışması (hipotiroidi) veya fazla çalışması (hipertiroidi), hem anne hem de bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle gebeliğin başlangıcında tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesi önemlidir.

Tiroid hastalığı öyküsü bulunmayan ve tiroid hastalığını düşündüren belirti veya bulguları olmayan gebelerde genellikle TSH düzeyi değerlendirilir. Ancak TSH taramasının tüm gebelerde rutin olarak yapılıp yapılmaması konusunda uluslararası kılavuzlar arasında tam bir görüş birliği bulunmamaktadır.

TSH düzeyinde anormallik saptanması veya anne adayında tiroid hastalığı öyküsü ya da şüpheli klinik bulguların bulunması durumunda aşağıdaki testler de istenebilir:

  • Serbest T4 (sT4)
  • Gerektiğinde serbest T3 (sT3)
  • Anti-tiroid peroksidaz antikoru (Anti-TPO)

Bu testler sayesinde tiroid hastalıklarının tanısı doğrulanabilir ve gerekli tedavi planlanabilir.

#11 Tam İdrar Tetkiki (TİT) Nedir?

Tam idrar tetkiki (TİT), gebeliğin başlangıcında yapılan temel laboratuvar incelemelerinden biridir. Bu test ile böbrekler ve idrar yolları hakkında önemli bilgiler elde edilir.

Tam idrar tetkikinde özellikle aşağıdaki bulgular değerlendirilir:

  • Eritrosit (kırmızı kan hücreleri): İdrarda eritrosit bulunması idrar yolu hastalıkları, taş veya başka bazı sağlık sorunlarının belirtisi olabilir.
  • Lökosit (beyaz kan hücreleri): İdrarda lökosit saptanması idrar yolu enfeksiyonunu düşündürebilir.
  • Glikoz: İdrarda glikoz bulunması yüksek kan şekeri ile ilişkili olabilir. Ancak tek başına diyabet tanısı koydurmaz ve ek değerlendirme gerektirir.
  • Protein: Gebeliğin başlangıcında idrardaki protein miktarının değerlendirilmesi önemlidir. Bu değer, gebeliğin ilerleyen dönemlerinde gelişebilecek protein kaçağı ile karşılaştırılmasına yardımcı olabilir. İdrarda fazla miktarda protein saptanması böbrek hastalıklarının veya gebeliğin ilerleyen dönemlerinde görülebilen preeklampsinin (gebelik zehirlenmesi) bir bulgusu olabilir.

#12 İdrar Kültürü Nedir?

İdrar kültürü, idrarda bakteri bulunup bulunmadığını ve bakteri saptanması durumunda hangi antibiyotiklerin etkili olabileceğini belirlemek amacıyla yapılan bir laboratuvar testidir.

Gebelikte bazı kadınlarda idrar yolu enfeksiyonu hiçbir belirti vermeden görülebilir. Bu duruma asemptomatik bakteriüri denir. Anne adayında idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma veya ateş gibi şikâyetler olmasa bile idrarda bakteri bulunabilir.

Gebelikte tedavi edilmeyen asemptomatik bakteriüri, böbrek enfeksiyonuna (piyelonefrit) ve erken doğum gibi bazı gebelik komplikasyonlarına yol açabileceğinden, gebeliğin başlangıcında idrar kültürü yapılması önerilir.

Tam idrar tetkikinde (TİT) bakteri veya lökosit görülmesi idrar yolu enfeksiyonunu düşündürebilir. Ancak enfeksiyon tanısının kesinleştirilmesi için çoğu zaman idrar kültürü gereklidir.

İdrar kültürü sonucunun çıkması genellikle 72 saat (3 gün) sürer.

İdrar kültüründe bakteri üremesi saptanırsa, doktorunuz gebelikte güvenle kullanılabilecek uygun bir antibiyotik tedavisi planlayacaktır. Tedavi tamamlandıktan sonra enfeksiyonun tamamen düzeldiğinden emin olmak amacıyla kontrol idrar kültürü yapılması önerilebilir.

#13 Gebelikte Kızamıkçık (Rubella) Testi Neden Yapılır?

Gebeliğin başlangıcında yapılan Rubella (kızamıkçık) testinin amacı, anne adayının kızamıkçık virüsüne karşı bağışıklığının bulunup bulunmadığını değerlendirmektir.

Bu amaçla kanda Anti-Rubella IgG ve gerektiğinde Anti-Rubella IgM düzeyleri değerlendirilir.

  • Anti-Rubella IgG pozitif ise, kişinin daha önce kızamıkçık enfeksiyonu geçirdiği veya aşılandığı ve virüse karşı bağışık olduğu anlaşılır.
  • Anti-Rubella IgM pozitif bulunması ise yeni geçirilmiş veya devam eden enfeksiyonu düşündürebilir. Ancak IgM testi tek başına kesin tanı koydurmaz ve gerektiğinde ek testlerle doğrulanması gerekir.

Gebelik sırasında özellikle erken dönemde geçirilen kızamıkçık enfeksiyonu, bebekte doğumsal kızamıkçık sendromu adı verilen ciddi sağlık sorunlarına ve doğumsal anomalilere yol açabilir.

Anti-Rubella IgG’nin negatif olması, anne adayının kızamıkçık virüsüne karşı bağışık olmadığını gösterir. Bu durumda gebelik boyunca kızamıkçık geçiren kişilerle temastan kaçınılması önerilir. Kızamıkçık aşısı canlı aşı olduğu için gebelik sırasında uygulanmaz. Bağışıklığı olmayan kadınların, doğumdan sonra uygun zamanda aşılanmaları önerilir.

Daha önce kızamıkçık enfeksiyonu geçirilmiş veya aşılanma sonucunda bağışıklık gelişmişse, bu enfeksiyon açısından gebelikte ek bir risk beklenmez.

#14 Gebelikten Önce Kızamıkçık (Rubella) Enfeksiyonu Geçirmediysem Gebelikte Riskler Nelerdir?

Kızamıkçık (Rubella), damlacık yoluyla kolay bulaşabilen viral bir enfeksiyondur. Daha önce kızamıkçık enfeksiyonu geçirmemiş veya aşı ile bağışıklık kazanmamış kişiler enfeksiyona karşı duyarlıdır.

Gebeliğin başlangıcında yapılan Anti-Rubella IgG testi ile anne adayının kızamıkçık virüsüne karşı bağışıklığı değerlendirilir. Test sonucunun Anti-Rubella IgG negatif olması, kişinin virüse karşı bağışık olmadığını gösterir.

Gebelik sırasında, özellikle ilk üç ayda geçirilen kızamıkçık enfeksiyonu, bebekte doğumsal kızamıkçık sendromu ve çeşitli doğumsal anomalilere yol açabilir. Bu nedenle bağışıklığı olmayan anne adaylarının gebelik boyunca kızamıkçık enfeksiyonu geçiren kişilerle temastan kaçınmaları önerilir.

#15 Gebelikte Kızamıkçık Aşısı Yaptırabilir miyim?

Kızamıkçık aşısı canlı, zayıflatılmış virüs içerdiği için gebelik sırasında uygulanması önerilmez.

Kızamıkçık aşısının gebelik planlanıyorsa gebe kalmadan en az 1 ay önce yapılması önerilir. Aşı uygulandıktan sonra da en az 1 ay süreyle gebelik planlanmaması tavsiye edilir.

Gebelik sırasında kızamıkçık aşısı yanlışlıkla uygulanmış olması ise gebeliğin sonlandırılması için tek başına bir neden değildir. Böyle bir durumda kadın doğum uzmanınız gerekli değerlendirmeyi yapacak ve gebeliğinizi uygun şekilde takip edecektir.

#16 Hepatit B ve Hepatit C Virüsleri Nedir?

Hepatit B ve hepatit C, karaciğeri enfekte edebilen viral hastalıklardır. Anne adayında bu enfeksiyonların bulunması hem gebelik takibini hem de doğum sonrası bebeğe uygulanacak koruyucu yaklaşımları etkileyebileceğinden, gebeliğin başlangıcında tarama yapılması önemlidir.

Bu amaçla ilk gebelik muayenesinde aşağıdaki testler istenir:

  • HBsAg (Hepatit B yüzey antijeni)
  • Anti-HBs
  • Anti-HCV

HBsAg pozitif bulunması, kişinin hepatit B enfeksiyonu açısından ileri değerlendirilmesi gerektiğini gösterir. Anti-HBs ise kişinin hepatit B’ye karşı bağışık olup olmadığını değerlendirmek amacıyla kullanılır.

Anti-HCV testinin pozitif bulunması tek başına aktif hepatit C enfeksiyonu olduğu anlamına gelmez. Bu durumda tanının doğrulanması için HCV RNA testi yapılır.

  • HCV RNA pozitif ise aktif hepatit C enfeksiyonu vardır.
  • HCV RNA negatif ise aktif enfeksiyon saptanmamıştır. Ancak bu durum daha önce geçirilmiş ve iyileşmiş bir enfeksiyonu veya yalancı pozitif Anti-HCV sonucunu gösterebilir.

Aktif hepatit B veya hepatit C enfeksiyonu saptanan gebelerde, anne ve bebeğin sağlığını korumaya yönelik takip ve tedavi planı ilgili uzmanlar tarafından bireysel olarak düzenlenir.

#17 Gebelikte Hepatit B veya Hepatit C Enfeksiyonları Geçirirsem Riskler Nelerdir?

Gebelik sırasında hepatit B veya hepatit C enfeksiyonu saptanması, hem anne hem de bebeğin sağlığı açısından dikkatli bir takip gerektirebilir. Ancak uygun izlem ve gerekli önlemler sayesinde bebeğe bulaşma riski önemli ölçüde azaltılabilir.

Hepatit B enfeksiyonu bulunan (HBsAg pozitif) anne adaylarında virüsün doğum sırasında bebeğe bulaşma riski vardır. Bu nedenle, bebeğe virüsün bulaşma riskini azaltmak amacıyla doğumdan sonraki ilk 12 saat içinde hepatit B aşısı ve hepatit B immünoglobulini (HBIG) uygulanması önerilir.

Bazı gebelerde, kandaki HBV DNA düzeyinin yüksek olması durumunda, bebeğe bulaşma riskini azaltmak amacıyla gebeliğin son döneminde antiviral tedavi de planlanabilir.

Hepatit C enfeksiyonu bulunan gebelerde ise gebelik boyunca anne ve bebek uygun şekilde takip edilir. Günümüzde hepatit C için kullanılan antiviral ilaçlar gebelik sırasında rutin olarak önerilmemektedir. Bu nedenle tedavi çoğunlukla doğum sonrasına ertelenir. Doğumdan sonra hem annenin tedavisi planlanır hem de bebeğin gerekli kontrolleri çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı tarafından yapılır.

#18 Toksoplazmozis Testi Nedir?

Toksoplazmozis, Toxoplasma gondii adlı parazitin neden olduğu bir enfeksiyon hastalığıdır.

Gebelik sırasında ilk kez geçirilen toksoplazmozis enfeksiyonu, bazı durumlarda plasenta yoluyla bebeğe geçebilir ve doğumsal enfeksiyona neden olabilir. Bu durum bebekte çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilse de, enfeksiyonun bebeğe geçme riski ve oluşturabileceği etkiler gebeliğin haftasına göre değişiklik gösterir.

Toksoplazma enfeksiyonu en sık;

  • Az pişmiş veya çiğ etlerin tüketilmesi,
  • İyi yıkanmamış meyve ve sebzelerin yenmesi,
  • Enfekte kedi dışkısı ile temas edilmiş toprak veya kumla temas edilmesi

sonucunda bulaşabilir.

Gebelikte tüm anne adaylarının toksoplazmozis açısından rutin olarak taranması konusunda uluslararası kılavuzlar arasında görüş birliği bulunmamaktadır. Bu nedenle testin gerekli olup olmadığına doktorunuz, yaşadığınız bölgenin özelliklerini ve kişisel risk faktörlerinizi değerlendirerek karar verecektir.

#19 Sitomegalovirüs (CMV) Testi Nedir?

Sitomegalovirüs (CMV), toplumda oldukça yaygın görülen bir virüstür. Enfeksiyon çoğu erişkinde belirti vermeden veya hafif belirtilerle geçirilir.

Gebelik sırasında ilk kez geçirilen CMV enfeksiyonu, bazı durumlarda bebeğe bulaşabilir ve doğumsal CMV enfeksiyonuna yol açabilir. Bu durumun bebek üzerindeki etkileri hafif olabileceği gibi, bazı olgularda işitme kaybı veya nörogelişimsel sorunlar gibi daha ciddi sonuçlara da neden olabilir.

Bununla birlikte, gebelikte tüm anne adaylarının CMV açısından rutin olarak taranması konusunda uluslararası kılavuzlar arasında görüş birliği bulunmamaktadır. Bunun başlıca nedenleri, tarama testlerinin yorumlanmasının her zaman kolay olmaması ve gebelik sırasında etkinliği kesin olarak kanıtlanmış standart bir tedavinin bulunmamasıdır.

Bu nedenle CMV testi, doktorunuzun klinik değerlendirmesi doğrultusunda gerekli görülen durumlarda istenebilir.

#20 Gebelikte HIV (İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü) testi neden yapılır?

HIV (İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü), bağışıklık sistemindeki bazı hücreleri hedef alarak zamanla bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olan bir virüstür. Tedavi edilmediğinde ileri dönemde Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu (AIDS) gelişebilir.

Anne adayında HIV enfeksiyonunun bulunması durumunda virüs gebelik sırasında, doğum esnasında veya emzirme döneminde bebeğe bulaşabilir. Bu nedenle gebeliğin başlangıcında tüm anne adaylarına HIV testi yapılması önerilir.

HIV enfeksiyonunun gebeliğin erken döneminde saptanması büyük önem taşır. Çünkü uygun tedavi ve koruyucu önlemler sayesinde virüsün anneden bebeğe bulaşma riski çok büyük oranda azaltılabilir.

#21 HIV Pozitif Saptanırsa Riskler Nelerdir?

Gebelikte HIV enfeksiyonu saptanırsa kadın doğum uzmanı ile enfeksiyon hastalıkları uzmanı birlikte bir takip ve tedavi planı oluşturur.

Bu süreçte;

  • Anneye gebelikte güvenle kullanılabilen antiretroviral tedavi (ART) başlanır veya mevcut tedavisi düzenlenir.
  • Doğum şekli, annenin viral yükü (HIV RNA düzeyi) ve gebelik özellikleri değerlendirilerek planlanır. Sezaryen doğum yalnızca gerekli durumlarda önerilir.
  • Yenidoğana koruyucu ilaç tedavisi uygulanır.
  • Emzirme konusundaki öneriler ülkenin sağlık politikaları ve annenin klinik durumuna göre belirlenir.
  • Bu yaklaşımlar sayesinde uygun şekilde tedavi edilen gebelerde HIV’in anneden bebeğe bulaşma riski %1’in altına kadar düşürülebilmektedir.

#22 Gebelikte Sifiliz (Frengi) Testi Neden Yapılır?

Sifiliz (frengi), Treponema pallidum adlı bakterinin neden olduğu cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon hastalığıdır.

Gebelik sırasında sifiliz enfeksiyonunun bulunması; düşük, ölü doğum, erken doğum ve bebekte doğumsal sifiliz gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Sifiliz için yapılan tarama testleri kolay uygulanabilen, güvenilir ve düşük maliyetli testlerdir. En sık kullanılan tarama testlerinden biri VDRL testidir. Tarama testi pozitif bulunduğunda tanının doğrulanması için ek doğrulama testleri yapılır.

Gebelikte sifiliz erken dönemde tanınır ve uygun şekilde tedavi edilirse hem anne hem de bebeğe ait komplikasyonların büyük bölümü önlenebilir. Bu nedenle gebeliğin başlangıcında tüm anne adaylarına sifiliz taraması önerilmektedir.

#23 Gebelikte Sifiliz (Frengi) Testi Pozitif Saptanırsa Ne Olur?

Tarama testinin pozitif bulunması tek başına kesin sifiliz tanısı anlamına gelmez. Öncelikle tanıyı doğrulamak amacıyla ek testler yapılır.

Sifiliz tanısı doğrulanırsa gebelik sırasında penisilin ile tedavi uygulanır. Penisilin, gebelikte sifilizin tedavisinde etkinliği kanıtlanmış ve bebeğin korunmasında en etkili antibiyotiktir.

Tedavi sonrasında enfeksiyonun düzelmesini değerlendirmek amacıyla belirli aralıklarla kontrol kan testleri yapılır. Ayrıca gerekli durumlarda cinsel partnerin de değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi önerilir.

#24 Gebelikte Şeker Yükleme Testi (OGTT) Nedir?

Şeker yükleme testi (Oral Glukoz Tolerans Testi – OGTT), gebelikte gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) olup olmadığını araştırmak amacıyla yapılan bir tarama testidir.

Gestasyonel diyabet, gebelik sırasında ortaya çıkan yüksek kan şekeri ile karakterize bir durumdur. Tedavi edilmediğinde hem anne hem de bebek açısından çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle uygun zamanda tarama yapılması önerilir.

Test sırasında anne adayına belirli miktarda glukoz içeren bir solüsyon içirilir. Ardından belirli zaman aralıklarında alınan kan örneklerinde kan şekeri ölçülerek vücudun glukoza verdiği yanıt değerlendirilir.

Ülkelere, ulusal rehberlere ve sağlık merkezlerinin uygulamalarına göre 50 g, 75 g veya 100 g glukoz kullanılan farklı OGTT protokolleri uygulanabilmektedir

#25 Gebelikte Şeker Yükleme Testi (OGTT) Ne Zaman Yapılır?

Şeker yükleme testi, gebeliğin 24–28. haftaları arasında yapılır.

Ancak anne adayında aşağıdaki durumlardan biri varsa, diyabet açısından daha erken değerlendirme yapılması gerekebilir:

  • Önceki gebelikte gestasyonel diyabet öyküsü bulunması
  • Gebelik öncesinde prediyabet öyküsü olması
  • Obezite
  • Birinci derece akrabalarda diyabet öyküsü
  • Polikistik over sendromu (PKOS)
  • Önceki gebelikte iri bebek (makrozomi) doğurma öyküsü
  • Doktorun diyabet açısından yüksek risk değerlendirmesi yapması

Erken gebelik döneminde yapılan diyabet değerlendirmesi normal olsa bile, gestasyonel diyabet çoğunlukla gebeliğin ikinci yarısında geliştiğinden, 24–28. gebelik haftalarında OGTT yapılması önerilir.

#26 İlk Tetkikler İçin Aç Olmam Gerekir mi?

Gebelik başlangıcında yapılacak testlerin bir kısmı için açlık gerekebilir. Özellikle açlık kan şekeri (AKŞ) ölçülecekse genellikle en az 8 saatlik açlık önerilir. Ancak hemogram, kan grubu tayini, enfeksiyon tarama testleri ve birçok biyokimyasal test için her zaman aç olunması gerekmez.

Doktorunuz veya laboratuvar tarafından size farklı bir öneri yapılmadıysa, ilk gebelik muayenesi öncesinde testlerin açlık gerektirip gerektirmediğini öğrenmeniz faydalı olacaktır. Açlık gereken durumlarda su içilmesine genellikle izin verilir.

#27 İlk Gebelik Muayenesinde Ultrason Yapılır mı?

İlk gebelik muayenesinde çoğu zaman ultrason incelemesi de yapılır. Ultrason ile gebeliğin rahim içinde yerleşip yerleşmediği, gebelik kesesi, bebeğin gelişimi ve gebelik haftası değerlendirilir.

Gebeliğin haftasına bağlı olarak bebeğin kalp atımları da görülebilir. Ultrason incelemesi, gebelik haftasının doğru belirlenmesine yardımcı olur ve gebeliğin sağlıklı şekilde ilerleyip ilerlemediği hakkında önemli bilgiler sağlar.

#28 Bu Testlerin Hepsi Aynı Gün Yapılır mı?

İlk gebelik muayenesinde istenen laboratuvar testlerinin büyük bölümü aynı gün tamamlanabilir. Kan örneği alındıktan sonra gerekli kan testleri çalışılır ve aynı gün idrar örneği de verilebilir.

Ancak bazı testlerin sonuçlanma süresi diğerlerinden daha uzun olabilir. Özellikle idrar kültürü gibi bakterinin üremesini beklemeyi gerektiren testlerin sonuçlanması birkaç gün sürebilir.

#29 Test Sonuçları Ne Zaman Çıkar?

Sonuçların çıkış süresi yapılan teste göre değişebilir.

Hemogram, biyokimya, kan grubu ve birçok hormon testi çoğu laboratuvarda aynı gün veya ertesi gün sonuçlanır.

Enfeksiyon tarama testlerinin sonuçlanma süresi laboratuvara göre değişebilmekle birlikte genellikle birkaç gün içinde tamamlanır.

İdrar kültüründe ise bakterinin üremesinin değerlendirilmesi gerektiğinden sonuçların çıkması genellikle 72 saat sürer.

Doktorunuz tüm test sonuçlarını birlikte değerlendirerek gerekli durumlarda ilave incelemeler veya tedavi planlayacaktır.

#30 Test Sonuçlarım Normal Çıkarsa Tekrar Yapılır mı?

Bazı testlerin gebelik boyunca yalnızca bir kez yapılması yeterli olabilirken, bazı testlerin belirli gebelik haftalarında tekrar edilmesi gerekebilir.

Örneğin hemogram gebelik süresince anemi gelişip gelişmediğini değerlendirmek amacıyla belirli aralıklarla tekrar edilebilir. Gestasyonel diyabet taraması için yapılan şeker yükleme testi (OGTT) ise çoğunlukla gebeliğin 24–28. haftaları arasında uygulanır.

Doktorunuz gebeliğinizin seyrine göre hangi testlerin tekrar edilmesi gerektiğine karar verecektir.

#31 Bütün Gebelere Aynı Testler Yapılır mı?

Gebeliğin başlangıcında önerilen temel laboratuvar testleri büyük ölçüde tüm gebelerde benzerdir. Ancak her gebelik kendine özgüdür.

Anne adayının yaşı, kronik hastalıkları, kullandığı ilaçlar, önceki gebelik öyküsü, ailede kalıtsal hastalık bulunması veya mevcut risk faktörlerine göre doktorunuz ilave testler isteyebilir.

Bu nedenle istenen testlerin kapsamı kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

#32 Bu Testler Anneye ve Bebeğe Zarar Verir mi?

İlk gebelik muayenesinde yapılan kan ve idrar testleri anne veya bebeğe zarar vermez.

Kan örneği alınması yalnızca anneden az miktarda kan alınmasını gerektirir ve bebeğin gelişimini etkilemez. İdrar örneği verilmesi de tamamen güvenli bir işlemdir.

Bu testler, anne ve bebeğin sağlığını değerlendirmek ve olası sağlık sorunlarını erken dönemde belirlemek amacıyla yapılmaktadır.

#33 Test Sonuçlarım Normal Değilse Ne Olur?

Laboratuvar testlerinde normalden farklı bir sonucun bulunması her zaman ciddi bir hastalık olduğu anlamına gelmez.

Gebelik sırasında bazı laboratuvar değerleri fizyolojik olarak değişebilir. Ayrıca bazı test sonuçlarının doğrulanması için tekrar test yapılması veya ilave incelemeler gerekebilir.

Doktorunuz test sonuçlarınızı gebelik haftanız, muayene bulgularınız ve diğer değerlendirmelerle birlikte yorumlayacak, gerekli görülürse ileri tetkik veya tedavi planlayacaktır.

#34 İlk Gebelik Muayenesi Yaklaşık Ne Kadar Sürer?

İlk gebelik muayenesi, rutin kontrol muayenelerine göre genellikle daha uzun sürer.

Bu muayenede anne adayının tıbbi öyküsü ayrıntılı olarak değerlendirilir, fizik muayene yapılır, gerekli görüldüğünde ultrason incelemesi gerçekleştirilir ve istenmesi gereken laboratuvar testleri planlanır.

Muayenenin süresi yapılacak değerlendirmelere göre değişebilmekle birlikte genellikle 30–60 dakika arasında tamamlanır.

#35 Doktoruma Hangi Bilgileri Söylemeliyim?

İlk gebelik muayenesinde doktorunuza sağlık durumunuz hakkında ayrıntılı bilgi vermeniz doğru değerlendirme yapılabilmesi açısından önemlidir.

Özellikle aşağıdaki durumları doktorunuzla paylaşmanız önerilir:

  • Daha önce geçirdiğiniz gebelikler, düşükler veya dış gebelik öyküsü
  • Kronik hastalıklarınız
  • Düzenli kullandığınız ilaçlar
  • İlaç veya gıda alerjileriniz
  • Daha önce geçirdiğiniz ameliyatlar
  • Ailenizde kalıtsal hastalık bulunup bulunmadığı
  • Sigara, alkol veya madde kullanımı
  • Daha önce yapılan kan transfüzyonları veya önemli enfeksiyon hastalıkları

Bu bilgiler, gebeliğiniz için en uygun takip planının oluşturulmasına yardımcı olur.


  • Tweet

About Prof. Dr. Servet HACIVELİOĞLU

What you can read next

Endometriozis 8: Derin İnfiltran Endometriozis (DİE)
Sözlük
Endometriozis 5: Çikolata Kisti (Endometrioma)

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Ana Sayfa
  • Hakkımda
  • Galeri
  • Makaleler
  • İletişim:
  • Randevu Hattı: +90 (543) 122 17 17
  • E-posta: shklinik17@gmail.com
  • Adres: Hamidiye Mahallesi Rauf Denktaş Caddesi No: 14/D Blok D: 3 Merkez/Çanakkale

Web Tasarım Designed by | Prof. Dr. Servet HACIVELİOĞLU

TOP